|
PEK ESKİ ZAMANLARDA
Gauvin, sanat tarihinin değişik dönemlerinden ilham almıştır. Farklı malzeme
ve tekniklerle kişisel yorumunu katarak yaptığı eşsiz bileşim, tarihin asil
bir yorumu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Fresk ve mozaikler, Patara gibi eşsiz Akdeniz sahillerinden ve Bozcaada’dan
alınan kum ve çakıl taşlarının çeşitli katmanlarda kullanılmasıyla yeniden
vücut bulmuştur.
Kolleksiyon, bu çakıl taşlarının şekilleri, renkleri ve benzersiz
özelliklerinin kullanılmasının bir sonucudur.
Balık gözü olarak kullanılan Nazar Boncuğu, kem göze karşı koruyuculuğuna
inanılan Akdeniz Kültürünün bir parçasıdır.
Roma maskelerinin kökeni, tiyatro,mitoloji ve onun dini yönüne
dayanmaktadır. Bu temanın temeli Türk müzelerinde, arkeolojik sitelerde ve
tarihi kalıntılarda yapılan araştırmalarla atılmıştır. Heykel temalarında
zaman ile yıkanmış ölü renkler, vahşi ve güçlü doğanın renkleri ile yeni bir
hayat kazanmıştır.
Selçuklu Dönemi, seramik çalışmalarına ilham veren çok zengin bir kaynak
görevi görmektedir. Desenler, çizgilerin berraklığı ve kontürlerin temsil
ettiği sembollere odaklıdır.
Iznik seramiklerinde kullandığı teknik sayesinde sanatçı, eserlerinde 3
boyutlu bir efekti gözler önüne sermiştir.
Bu izlenim, orijinal boyutlardan daha büyük alanlarda - örneğin 10 cm2 lik
bir alanın 1 m2’ye büyütülmesi gibi- çalışılarak mümkün kılınmıştır. Böylece
kompozisyon, eseri daha hareketli daha çağdaş gösteren bir iz kazanır.
Sanatçı, koleksiyonda yer alan lale ve erik dalı çiçeklerinin temel obje
olduğu eserlerinde orjinal renkler olan kırmızı ve mavi ile sınırlı kalmak
yerine, bunlara metalik gölgeler de ekleyerek şahsına özgü bir teknik ortaya
koymuştur.
Bizans dönemine ait eserlerde, daha sofistike, daha detaylı ve işleme
ağırlıklı bir anlatım hakimdi.
Sanatçının doğru ile yalanı, gerçek ile taklidi birbirine karıştırarak,
dönemin sanat yaklaşımlarını kullanmaya yönlendiği bir tema.
Maske, vazo ve Kutsal Bakirenin portrelerini içeren koleksiyonda sanatçı,
mozaik ve fresklerde kullanılan, kanvas üzerine çeşitli katmanlar halinde
kum kullandığı tekniği uygulamıştır.
IKONLAR – Aziz Nikola
İşte, zamanın nasıl geçtiği bizlere bir kez daha hatırlatıldı.
İkonlar büyük oranda zarar görmesine ve parçalanmasına rağmen, hala
güzelliklerini, anlamlarını ve büyülerini koruyorlar. Sanki hala, onları
vücuda getiren sanatçının ruhunu taşıyorlar.
Sanatçı da, bu eserlerine eskitme tekniği uygularken benzer bir tecrübe
yaşıyor; renklerin değiştirildiği, hatta kimi yerlerde çizgilere özellikle
zarar verildiği ancak istenen sonuca ulaştıran benzersiz bir teknik.
Gauvin, bu koleksiyonda eserlerinde olabildiğince saf, basit bir yaklaşımda
ısrarlı davranmış. Eserlerin temeli ağaç paneller. Paneller üzerinde oyma,
düzeltme ve zaman zaman çekiçleme aşamalarında, inanılmaz bir yaratıcılık
örneği göstererek, gösterişli mobilya raptiyeleri gibi özel dekoratif
elementleri kullanmıştır. En son olarak kullandığı metalik boyalar, vernik
de eserlerini kutsal ve olağanüstü bir görünümde tamamlama imkanı vermiştir.
Sultanlar Sarayı ve Harem’in Kadınları
Gerçek modacıların ve geleneksel giysiler konusundaki araştırmaların temel
alındığı, modern görünümün karışımı.
Bu temanın temelinde genel olarak yağlıboya tekniği kullanılmıştır.
Eserlerin son rötuşları parmaklar kullanılarak, çatlatma, boyaların
matlaştırılması yöntemleriyle, eski ve yeninin modern bir buluşması olarak
tamamlanmıştır. Gauvin bu koleksiyonunda, sonsuz güzellik kavramını bir kez
daha gözler önüne seriyor.
Minyatürlerde, kompozisyonun çekiciliği ile karşılaşıyoruz. Oranlar insan
vücudunun orijinalinden uzak. Hareketlerin tablo üzerinde betimlenmesini
incelemek oldukça ilginç. Bu orijinal eserlere daha yakından baktığınızda,
eserin detayları, giysilerdeki süslemeler karşısında hayrete düşüyorsunuz.
Böylece, sarayın ve imparatorlukta yüksek rütbede bulunan şahsiyetlerin
ihtişamları daha bir anlam kazanıyor ; ve hayat buluyorlar.
Moda açısından bakıldığı zaman, sanatçının kadın giyiminden özellikle de
çiçekli Osmanlı motiflerinden etkilendiğini görüyoruz.
Sanatçının eserlerine genel olarak baktığımızda, Osmanlı kültürünün şaşası,
bir anlamda Yunan-Roma mirasının melankolisi, Şark’ın fenomenine düşkün
olanlar tarafından çok iyi anlaşılan ekzotik ihtirasın karışımı içinde
kayboluyoruz!
|